Navigation



Anlatım Biçimleri nedir

 

İnsanlar gördüklerini, duyduklarını, düşündüklerini, tasarladıklarını başkalarına anlatma gereği duymuşlardır. Bu aktarmalarda insanın belli bir amacı vardır. Söyleyeceklerimizi amacımıza göre yönlendirir, biçimlendiririz. Amacımız, söyleyeceğimiz değiş­tikçe anlatım biçimimiz de değişir. Çeşitli amaçlara yönelik olarak gerçekleştirilen anlatımın etkileyici olması için çeşitli yöntemlere başvurulur. İşte, anlatımı gerçekleştirirken başvurulan bu yöntemlere “anlatım biçimleri” diyoruz.

Anlatım biçimleri, anlatılacak olay veya kavramların nasıl anlatıldığını belirten edebiyat terimidir; yazarın anlatımını yaparken kullandığı üsluba, başvurduğu yöntemlerdir. Anlatılacakların türüne ya da amacına göre değişik anlatım biçimleri kullanılır. Örneğin romanda kullanılan anlatım biçimi ile bir makalede kullanılan anlatım biçimi birbirinden farklıdır.

Bir olay anlatımı ile, düşünce anlatımı aynı yöntemle olmaz. Düşünce yazılarında ve resmi mektuplarda anlatım daha ciddi; özel mektuplarda, anılarda daha içten; olay yazılarında sürükleyici, heyecan doludur.

 

Anlatımdaki amaçları şöyle sıralayabiliriz:
– Kavramları tanımlamak
– Bir durum ya da karakteri incelemek
– Bir düşünceyi aydınlatmak
– Varlıkları belirgin özellikleriyle tanıtmak
– Bir olayı aktarmak
– Yerleşmiş duygu, düşünce, davranış ve kanıları değiştirmek
– Gözlemlenen varlıkları başkalarının zihninde can­landırmak
– Kişileri, tasarlanan olaylar içinde yaşatarak duygu ve izlenim kazandırmak

Ayrıca dolaylı ve doğrudan anlatım biçimi de bulunmaktadır:

Doğrudan anlatım: Öykü, roman gibi yazın türlerinde, olayların kahramanın ağzından anlatılmasıdır. Dolayı anlatım bir şeyi dolandıra dolandıra farlı yollardan anlatmak tır ama dolaysız anlatım ise bir şeyi direk söylemektir.
ÖRN: Kopuz sesi, bana eski günleri hatırlatıyor.

Dolaylı Anlatım: Herhangi bir konuda başkasından öğrendimiz bir haberi başkasına aktarmamaya dolaylı anlatım denir.
ÖRN: Dün Elif bana “Çok hastayım, yarın okula gelemeyeceğim.” dedi.



Öyküleyici Anlatım

Bu anlatımda amaç;olayı okuyucunun gözü önünde canlandırmak,anlatmak istenileni bir olay içerisinde vermektir. Öyküleyici anlatımda olaylar oluş haline uygun olarak bir dizi halinde verilirse birbirine bağlanır.Öyküleme, tasarlanan ya da yaşanan bir olayın anlatımıdır.Roman, hikaye ve masalların anlatımı öyküleyici anlatım biçimindedir.

Belli bir zaman diliminde gelişen olayların anlatıldığı durumlarda başvurulan anlatım biçimidir. Olayın olmadığı yerde öyküleme olmaz. Anlatım yönüyle betimlemeye benzer; ancak betimlemelerde yazarın izlenimleri söz konusu olduğu halde, öykülemede olayın aktarımı, durumların değişmesi, zaman süreci söz konusudur.

Konuyu, yani anlatılanı eylem içinde verme ve gösterme biçimidir. Nasıl bir eylemin bir ortaya çıkış, bir gelişim, bir de sona eriş durumu varsa öyküleyici anlatımda da öyle bir akış görülür. Bir durumdan bir duruma geçme, bir aşamadan bir aşamaya dönüşme bu tür anlatımın belirleyici özelliklerindendir. Bu özelliğinden ötürü okuyucu eylem içinde yaşar, sürekli bir devinim içinde bulur kendini. Çünkü belirli zaman dilimi içinde olay ve olgular ya birbirinin uzantısı olarak ya da geriye ve ileriye sıçrayışlar yapılarak verilir. Ancak bu olay ve olgular dizisi birbirine bağlantılı anlamlı bir bütün oluşturur. Bunun yanı sıra şu iki soru anlatımın dokusuna egemen olur; “Ne oldu?”, “Nasıl oldu?” Bundan dolayı bir olayı okuyucunun gözü önünde canlandırmak, varlıkların başından geçenleri aktarma amacı güdüldüğü zaman öyküleyici anlatıma başvurulur. Bu anlatımda okuyucuyu olay içinde yaşatmak amaçlanır.



Bu anlatım biçimi öykü, roman, masal, biyografi… gibi eserlerin temel örgüsünü oluşturur. Yazar, konuyla ilgili ana düşüncesini okuyucusuna belirli bir olayı yaşatarak algılatmayı amaçlamıştır. Bu anlatım biçimi çoğu zaman “betimleme” ile birlikte kullanılır.

Örnek: Ateş oyunları arasında daha büyükleri, hatta kazalara yol açanları vardı. Baruttan gemiler, kuleler yapılarak şenlik yerine taşınır, burada bunlara ateş verilir, büyük patlamalarla yanıp tutuşmaları zevkle seyredilirdi. Ağzından ateş püsküren ejderhalar, tekerlekler üstünde halk arasında gezdirilir, görenler kaçar, seyredenler gülerdi.

Örnek: On altıncı katta asansörden indik. Bana odayı gösterecek çocuğun peşlinden yürüyordum. Çocuk kısa bir koridoru geçti, bir odanın önünde durdu. Ben de durdum. Kapıyı açtı, içeri girdik. Perdeler sıkı sıkıya kapalı. Çocuk perdeleri açıp dışarıyı göstermek istedi. Engel oldum. Lambaları yaktı. Banyonun kapısı açtı. Bir şey isteyip istemediğimi sordu. İstemediğimi söyledim. Haşişini verdim, gitti.

Örnek: Ağır adamlarla kahveye girdi Hasan. Olanları düşündü bir süre. Otursam mı oturmasam mı diye bir tereddüt geçirdi. Sonra oturdu bir köşeye isteksiz. Babadan kalma tütün tabakasını çıkardı, kalınca bir sigara sardı. Öyle dalmıştı ki masasına konan çay bardağının sesi bile dikkatini çekmemişti.

 

Tartışmacı Anlatım

Okuyucuyu veya dinleyiciyi istenilen davranış ve düşünce biçimine yöneltmek amacıyla başvurulan bir anlatım biçimidir. Bu anlatım biçimiyle okuyucunun sahip olduğu düşüncenin değiştirilmesi amaçlanır. Yani amaç düşünce ve konularda değişiklik yapmaktır.

Yazarın, bir düşüncenin, bir önerinin doğru olmadığını ortaya koymak amacıyla hazırladığı yazılarda başvurduğu bir yöntemdir. Yazar okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir üslupla yazısını oluşturur. Devrik cümlelerle, soru ve cevaplarla yazısına akıcılık kazandırır. Sonuçta burada da bilgi ortaya konmuş olabilir; ancak bir görüşün başka bir görüşe karşı savunuculuğunun yapılması onu açıklamadan ayırır. Yazar, görüşlerini inandırıcı kılmak için kanıtlama yoluna başvurur. Kanı niteliği taşıyan yargılardan kaçınır, nesnel olmaya çalışır.

Bir yargıyı, bir düşünceyi ya da öneriyi çürütme, değiştirme amacıyla yazılan yazılarda kullanılan anlatım biçimine tartışmacı anlatım denir. Yazı ve yazınsal yaratılarda yer alan önemli anlatım biçimidir. Bu anlatım biçiminde üzerinde durulan düşünce, yargı ya da öneri ortaya konur. Sonra da düşüncenin neden doğru olmadığı, geçersiz olduğu tartışılır. Doğal olarak tartışmanın amacı okurların belli bir konudaki kökleşmiş yargı ve kanılarını değiştirmek; onların da kendimiz gibi düşünmesini sağlamaktır. Bu anlatımda önce, ele alınan, ispatlanmak veya çürütülmek istenen düşünce açıklanır. Sonra bunun neden doğru olduğu veya olmadığı gerekçeleriyle tartışılır. Yazar bunları yaptıktan sonra kendi görüşünün haklı olduğunu ispata çalışır. Bazen sorular sorar ve bu sorulara cevaplar arar. Tartışmada örneklendirme, karşılaştırma, tanımlama, tanık gösterme gibi yollara başvurulur. Tartışmada “düşünce ve kanıları değiştirme” amacı güdüldüğü için bu anlatım biçimiyle fikirsel ağırlıklı yazı türleri (deneme, eleştiri, sohbet, fıkra, makale… vb) ele alınır.



Örnek: Edebiyat metninin dili günlük iletişim dilinden bütün bütüne ayrıymış gibi görülegelmiştir bizde.İstiareli, aktarmalı, doğallıktan uzak bir dil olarak düşünülmüştür hep.Edebiyat sözcüğü;süslü püslü, özentili, abartmalı ve boş sözler yığını gibi bir anlam kazanmıştır bu yüzden. Bunu da, edebiyat dilini günlük dilden apayrı gören bir anlayışa bağlayabiliriz.Oysa edebiyat dili günlük dilden tümüyle kopuk bir dil değildir.Gündelik dilin güzel, duygusal bir doku içinde yeniden düzenlenimidir bir bakıma.

Örnek: “… Politika “ahkâk kesmek” olsaydı, bunu becerebilecek o kadar çok insan bulunurdu ki Türkiye’de. Üniversite kürsüsünün yüksekliğinde ahkâm kesmek, üniforma zırhının gerisinde ahkâm kesmek gazete sütununun açıklığında ahkâm kesmek, büyük memur masasında ahkâm kesmek çok kolay. Hatta oralarda kesilen ahkâmın politikacılardaki düşüncelerden de parlak olduğu söylenebilir. Ama, onlarınki kadar gerçekçi ve yığınlarla bağlantılı olduğu söylenebilir mi? Parçada “ahkâm kesmek” ile ilgili görüşler tartışmacı bir anlatımla ele alınmıştır.

Örnek: Eskiden Türk hafif müziği, şimdilerde Türk pop müziği denilen şarkılar bir yanıyla müzik, öbür yanıyla şiir olması gereken yapıtlar değil midir? Bu şarkılara söz yazanlar, hak edilmemiş şöhretlere ulaşmanın yanı sıra, Türkçe’den milyonlar, milyarlar vururken biraz daha özen gösteremezler mi? Üstelik bunu söylerken herkesçe alay konusu edilen “Kıl oldum abi”leri, “Bandıra bandıra ye beni”leri kast etmiyorum… Bu parçalarda konuya tek taraflı yaklaşıldığı görülmektedir. Yani ileriye sürülen düşüncelere karşı çıkılabilir. Bu nedenle bir tartışma konusu olabilecek konularda görüş açıklandığından bunlar tartışmacı anlatıma örnek oluştururlar.


Betimleyici Anlatım

 

Betimleme en yalın biçimiyle sözcüklerle resim çizme işidir. Varlıkların niteliklerini,bu varlıkların duyularımız üzerinde uyandırdıkları izlenimleri belirtmektir.Betimleme nesnelerin, varlıkların, belirgin özelliklerini tanıtıp göz önünde canlandırmaktır. Bu anlatımda okuyucunun çeşitli duyularına seslenilerek anlatılan varlıkla ilgili izlenim kazanılması amaçlanır. Bu amacın gerçekleşmesi için titiz bir gözlem gerekir. Gözlem sırasında ayırt edici özelliklerin anlatılmasına özen gösterilir.

Yazarın, gördüklerini okuyucunun gözünde canlanacak biçimde anlatmasıyla oluşan bir anlatım biçimidir. Betimlemede asıl olan görselliktir. Bu nedenle gözle algılanan renk ve biçim ayrıntılarına büyük yer verilir.

Betimleme, yalın bir söyleşiyle sözcüklerle resim çizme sanatıdır. Görme, işitme, tatma, dokunma, koklama… gibi duyu organlarımız aracılığıyla varlıkların belirleyici niteliklerini algılama, bu nitelikleri belirterek onları görünür kılmadır. Betimleme, varlıkların kendilerine özgü niteliklerini sözcüklerle anlatma işidir. Varlıkların, eşyaların ve olayların en belirgin özellikleriyle tanıtılıp, göz önünde canlandırılmasına yönelik bir anlatım yoludur. Betimleme, bir bakıma varlıkların, nesnelerin ve olayların sözcüklerle resmini çizmektir. Bu anlatım okuyucuların duygularına, hayal gücüne seslenir; yani yazar dış dünya ile, varlıklarla ilgili izlenimlerini okurlara da aktarmak ister. Bunun için de bilinçli, titiz bir gözlem yoluyla ayrıntı seçer. Seçtiği ayrıntıları imge (hayal) oluşturacak biçimde düzenler.



Ayrıntılar genelden özele ya da özelden genele doğru sıralanabilir. Sözgelimi bir kentin genel görünümünü anlattıktan sonra özellik taşıyan bir yapısını (hastane, kışla, park, cami…) ele almak genelden özele doğru bir betimlemedir. Bir hayvanın ilgiyi üstüne çeken gözlerinden başlayarak tüm gövdesini tanıtmak da özelden genele doğru bir betimlemedir.

Konuları Bakımından Betimleme Türleri
– İnsan betimlemesi
– Hayvan betimlemesi
– Eşya betimlemesi
– Manzara betimlemesi
– Olay betimlemesi

Amaçları Bakımından Betimleme Türleri
– Açıklayıcı – teknik betimleme
– Sanatsal – izlenimsel betimleme

Örnek: Gökyüzünün açık güneşli olduğu bir ilkbahar günüydü. Öğleden sonra saat tam beşe çeyrek kala, arabamla Guercina’nın Pazar yerine geldim. Alan insan kaynıyordu. Birden çanlar çalmaya, sirenler ötmeye başladı. İlk kez gökten düşen bir bombayı, sonra bunun ardından on sekiz tane kadar olduğunu sayabildiğim savaş uçaklarını gördüm. Bombaların patlaması anlatılamaz bir panik yarattı. Ben beş milis askeriyle birlikte küçük bir tahta köprünün altına saklandım. Oldukça iyi gizlendiğimiz yerden meydanda olup bitenleri, kadınların, erkeklerin, çocukların ve hatta hayvanların nasıl bir şaşkınlık ve korku içinde kaçıştıklarını dehşetle görebiliyorduk… Bu parçada yazar, birdenbire karşısına çıkan savaş ortamını; bu ortamda insanların nasıl davrandıklarını betimliyor.

Örnek: Sarı yağmur incecik, ışığın üstüne yağan başka bir ışık gibi iniyordu. Yerler, ince yağmuru buradan alıp hızla az öteye döküveriyordu. Kuşlar boyunlarını içlerine çekmişler, tüyleri domur domur, dallarda kıpırtısız duruyor. Yağmurun içinden mor bir kelebek seli geçti. İleride akar çayın kıyısında bir çıvgına tutulup, bir hayat çalısının üstünde kasırgalandı, hayat çalısı mosmor oldu, tepeden tırnağa; bir süre karmakarışık iç içe uğunarak, salkım saçak toparlanıp dağılarak, orada savruldu. Sonra mor toparlak sarının ışıltısında eridi, dağıldı, usul usul yitip gitti. Bu parçada doğadaki olaylar bir devinim içinde verilirken varlıklar çeşitli özellikleriyle çoğunlukla görme duyusuna seslenen bir biçimde gözler önünde canlandırılmıştır.

Örnek: Eski bir taş köprü geçildikten sonra fakir mahallelere giriliyor ve sefalet, bütün dehşeti ve çirkinliğiyle başlıyordu.Ortalarından akan çirkin sularında yarı çıplak çocuklarla çamurdan köpekler, eğri büğrü sokaklar… Tezekten, çamurdan yapılmış yarı yarıya toprağa gömülmüş penceresiz kulübeler…

Açıklayıcı Anlatım

Herhangi bir konu hakkında bilgiler vermek, bir şeyler öğretmek amacına yönelik anlatım biçimidir. Bilgilendirme amacıyla yazılan fikir yazılarında ve bilimsel eserlerde (ansiklopediler, ders kitapları, bilimsel yazılar… vb) kullanılan bir anlatım biçimidir. Bu tür yazılar bir konuda bilgi vermek; bir konuyu öğrenmek amacı güder.

Açıklama, günlük yaşamda herkesin başvurduğu yaygın bir anlatım biçimidir. Okullarda yöneticilerin tüzüklere ve yönetmeliklere dayanarak yaptıkları konuşmalar; derslerde öğretmenlerin yönelttikleri sorulara öğrencilerin verdiği cevaplar; subayların erlerini, ustaların çıraklarını yetiştirmek için yaptıkları tanımlamalar, verdikleri bilgiler birer açıklamadır. Birçok kimsenin sorduğu “Niçin?” “Nasıl?” “Neden?” gibi sorular açıklama ile karşılanabilir. Bu nedenle açıklama, genellikle “bir konuyu aydınlatma, gün ışığına çıkarma” amacıyla kullanılır. Yani açıklama, üzerinde durulan konuyla ilgili bir sorunun cevabı niteliği taşır.

Öğretici özellik gösteren bir anlatım biçimidir. Yazarın amacı bilgiyi en kısa yoldan okuyucuya anlatmak olduğundan, yazar sanatlı söyleyişlere, imalı sözlere pek yer vermez. Açık, anlaşılır bir dil kullanır. Soyutluktan, kişisellikten kaçınır. Tanımlarla, örneklerle konunun en iyi biçimde anlaşılmasını sağlar. Ansiklopedilerde daha çok bu tür bir anlatım görülür.

Toplumsal kalkınmada eğitimin rolü nedir, nasıldır?
Klasisizm, Türk edebiyatında hangi dönemlerde etkili olmuştur?
Edebiyatımızda tiyatro ne zaman Batılı bir özellik kazanmıştır?
Uzay çalışmalarının teknolojideki gelişmelere katkısı var mıdır?
Sanat sevgisi düşük toplumlarda eğitimin özellikleri nelerdir?
Gelir düzeyi düşük toplumlarda eğitimin özellikleri nelerdir?
Toplumsal şiir ile bireysel şiirin ayrıldığı noktalar nelerdir?
Lirik şiirde şair, hangi duyguları ön plana çıkarır?


Bu gibi konularda yazma çalışmaları açıklayıcı anlatım ile yapılır. Bir atasözünün ya da özdeyişin genişletilmesi; edebiyat, sanat, dil… vb alanlarda bir sorunun açıklanması; bir sözcüğün, bir terimin tanımlanması gibi yazma çalışmaları hep açıklamaya dayalıdır. Bu anlatım biçiminde amaç, “bilgilendirme”, “öğretme” olduğunda düşünceyi geliştirebilmek daha etkili kılmak için “tanımlama, karşılaştırma, neden ve kanıt gösterme, tanık gösterme, örnekleme” gibi açıklama yöntemlerine başvurulur. Açıklamanın iki ayrı türü vardır: Birincisi her tür kişisellikten sıyrılmış, nesnel bir yaklaşımla gerçekleştirilir; yani özneldir. Bu yol makale, fıkra, deneme, sohbet gibi düşünce yazılarında kullanılır.

Örnek: Memduh Şevket Esendal öykülerini sade ve temiz bir Türkçeyle yazmış,öykücülükte Çehov tarzını benimsemiştir. Onun öykülerini okuyanlar eserin içinde kendilerini,çevrelerini ve hayatta karşılaştıkları kişileri bulur gibi olurlar.Esendal,günlük hayatı iyimser bir hava içinde verir. Öykülerindeki olaylar son derece basittir.

Örnek: MÖ. VI. yüzyılda başlayıp yüzyılımızın başına dek etkisini yoğun biçimde sürdüren türler arasında tiyatro, felsefe ve tarih vardır. İlkçağ tiyatrosu tragedya ve komedya diye ikiye ayrılır. Tragedya, bağbozumu tanrısı Dionysos adına düzenlenen törenlerden doğmuştur. Tragedyanın amacı, seyircide korku ve acıma duygusu uyandırmaktır. Bu da gerilimlerle sağlanır. Oyunun sonunda ise her şey çözüme kavuşur. Bu parçada tiyatro, tarih ve felsefenin ortaya çıkışı, tragedyanın hemen bütün özellikleri bilgilendirmeye yönelik, açıklayıcı bir yöntemle, anlatılmıştır.

Örnek: Herkes her şey olamaz. Nasıl iyi asker olmak için disiplin, iyi öğretmen olmak için bilgi, iyi tüccar olmak için para yeterli değilse, nasıl bütün mesleklerin, kendilerine göre biraz doğuştan gelme, çoğu da sonradan öğrenilen incelikleri varsa politikacıların da rastgele, herkesin beceremeyeceği yönleri vardır. Bunları becerebilen kimseler, on binlerce kişinin karşısına çıkıp nutuk söyleyebiliyor, binlerce kişinin elini sıkabiliyor, çömelip ayran içebiliyor… Bu parçada politikacıda bulunan ve bulunması gereken özellikler açıklanmıştır.

Şiirsel (Manzum) Anlatım

Bütün şiirlerde, bazen tiyatro, hikâye, destan ve masal türlerinde de kullanı­labilen: hayat, duygu ue düşüncelerin, genellikle ölçülü ue kafiyeli biçimde anlatılmasına” manzum anlatım denir.

Bu anlatım tarzını çok iyi kullanabilmek için şâir ruhlu olmak gerekir. Günü­müzde ancak şiirlerde masalları başlangıç ve bitiş bölümlerinde, bazen da tiyat­ro eserlerinde uygulanmaktadır.

Duygu, düşünce ve hayâllerin belli nazım türleriyle (genellikle) ölçülü ve kafiyeli olarak kulağa da hoş gelecek biçimde ifadesine manzum anlatım denir. Günümüzde, şiirlerde ve bazı tiyatro eserlerinde bu anlatım biçimi kullanılmaktadır. Diğerleriyle karşılaştırıldığında az olmakla birlikte manzum hikâyeler, masallar ve mektuplar da vardır.

Şiir insanı, düz yazıdan daha çok etkilemektedir. Çünkü ses tekrarları, kafiye ve redifler, devrik cümlelerde gizli anlamlar insana büyülü bir örgüyü çağrıştırmaktadır. Bu anlamda, düz yazıyı şiire yaklaştırarak “şiirsel sözler” ifade etmek de konuyu etkileyici kılacaktır.



Örnek Metin:

Mevsim hala kış Üşüyorsundur şimdi sen,
Bir elin cebinde yürümeyi hala öğrenemedin belki de…

Deli gibi dans ediyordur saçların yürek titreten rüzgarlarla şimdi, ama senin umrunda bile değildir bu bilirim… İmgeleri, mecazları, betimlemeleri sevmezsin… Bu yüzden aklına bile gelmez saçlarının rüzgarda sağa sola salınışını doğanın ritmiyle uyumlu bir dansa benzetmek…

Mevsimin bir baharmış, bir kışmış aldatmacaları hayli yordu bu şehrin insanlarını yeni yılda… Nasıl giyineceğimizi şaşırıyoruz sabahları evden çıkarken, hatta sık sık hastalanıyoruz bu yıl… Eldivenlerini, atkını ve şapkanı unutma sakın, ellerin çok üşür bilirim ve kulakların, boğazın hiç gelemezsin soğuğa, hafif bir ağrı duyarsın önce ve hemen hastalanırsın ertesi güne kalmadan aynı gecede…

Arada izliyorum seni bulunduğum yerden sana hissettirmeden… Her akşam aynı yolda yürüyüp aynı yöne gidiyorsun, ağır ve telaşsız hatta bitkin olduğunu belli eden adımlarla. Sende alışkın olmadığım bir şey bu yorgunluk, bezginlik belirtileri… Cıvıl cıvıldı hep tavırların ve gülerdi hep gözlerin boşluğa bakarken bile, ne oldu sana söyle.? Seni pamuklara sarmaya çalışırken, istemeden de olsa incitebileceğini bilemeyen bir aşk yüzündenmi şu anki suskunluğun? Ya da mutlu olduğun günlerin özlemi mi aldı yüzünden buzları eriten yaz güneşi gülüşünü…

Çok dalgınsın aslında ama, bakışlarının yine de birşeyleri aradığı belli oluyor geçtiğin yollar da… Belki aylar öncesinde vitrin camlarına yansımış el ele ve gülümseyerek yürüyen iki sevgili siluetinin, renklerini yitirmiş siyah beyaz tek kare fotoğrafı, belki de sağ ya da sol omuzuna merhaba diyerek dokunacak eskilerden tanıdık bir ses duymayı bekliyor soğuk rüzgardan saklamaya çalıştığın kulakların… Yada öylesine bir şey işte… Bir tebessümüne neden olabilecek öylesine bir şeyde olsa aranıyor ardına kadar açılmış çekik gözlerin… Dağılan saçların düşmüş alnına, demir parmaklık olmuş adeta kısıtladığı bakışlarına, arasından görebildiğin kadarıyla ama kimselere hissettirmemeye çalışarak etrafına ifadesiz gözlerle bakınıyorsun…

Soğuk ciğerlerine kadar işliyor bir zaman sonra, sürekli gittiğin dost mekanlardan birine sığınıyor ve en sıcak, en kuytu köşeye oturup, sıcak bir fincan çay söylüyorsun kendine… Şekersiz çayını yudumlarken ağır ve zarif hareketlerle tüttürdüğün sigaranın dumanı kaçıyor her seferinde gözlerine… Sürekli yaşarıyor gözlerin, biraz sigaranın dumanından, biraz da kurduğun hayalin sisli karelerinde zor seçtiğin geçmişte kalmış mutlu görüntülerden… Çisil çisil bir yağmura kesiyor hüzünlü bakışların ve gözlerindeki nem yavaş yavaş, iki damlaya dönüşüp oturuyor pullarla örtülü gözkapaklarının hemen altına, ha aktı, ha akacak, güzelim gözlerini batırdı batıracak, parlak iki inci damlası…

Oysa sen, onlarca sevinç çıkarabilirdin hatırlayabildiğin tek bir anıdan, sürekli üzerinde taşıdığın küçük bir hatıradan bile… Ne oldu sana böyle.? Sadece kış mı, Rüzgar mı sadece buz kesmene neden olan… Ellerin, ayakların ve burnun hep soğuktu bilirim, ama sımsıcaktı yüreğin, Yüreğin hep sımsıcak gülerdi senin ve gül yüzüne yansırdı gülleri kıskandıran o gülüşün. Ne oldu sana böyle.?

Vakit geliyor, yola koyuluyorsun nihayet eve doğru ağır ve isteksiz adımlarla… Günün yorgunluğu iyice bırakmış kendini omuzlarına… Taşıyamıyorsun… Mevsim kış üşüyorsun yine koyulduğun yolda, insanlara sürtünerek yürüyebildiğin istiklal caddesinde bu akşam yapayalnızsın adeta… Biraz soğuktan, biraz da yalnız yürümekten ürperiyorsun, mevsim yağmurları sağanak olup yağıyor üzerine omuzlarındaki gün yorgunluğuna inat, ıslanıyor ve ağırlaşıyorsun git gide, taşınmayacak kadar ağır hissediyorsun kendini yine… Sahiplenilmeyi asla kabul etmeyen sen, bir sokak kedisi kadar yalnız, çaresiz, sevgi ve şefkate muhtaçsın şimdi… Halbuki çok güçlüydün sen, hayatı her haliyle yaşar ve en acı anın derinliklerinde saklı mutluluğu bile imbikleyip alırdın içerisinden, ne oldu sana böyle.?

Olgunlukla karşılardın her durumu, acı tatlı ne yaşanırsa yaşansın kabul eder, yürekten kucaklardın acıyı da hüznü de, oysa şimdi Sırları dökülmüş bir aynaya benziyor duygularını ifade şeklin… Ne sevincin net anlaşılabiliyor boş bakışlarından nede hüznüne ortak olabiliyor gözlerine derinlemesine bakan dostların bile… Yine kendinimi kandırıyorsun yoksa ben iyiyim diye.? Anla artık iyi değilsin işte!


Emredici Anlatım

Bir konuda kesin düşünceleri olan insanların, karşısındakilere bir yaptırım gereği kararlı sözler söylemesidir. Kendisini makam, yaş veya düşünsel açıdan üstün gören kişilerin, başka insanlara iş görmeleri veya bir konuyu benimsemeleri için buyurucu sözler sarf ettikleri anlatım biçimidir. Yazar, olaylar üzerinde yetkin ve emredici bir kişilik yaratır. Bu kişi, olay ve durumları düzenlemek için insanlar üzerinde etki sahibi olur

1. Dil alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır.
2. Emir, telkin, öneri anlamı taşıyan ifadeler yer verilir.
3. Öğretici ve açıklayıcı yönleri vardır.
4. Cümlelerde fiiller hakimdir.
5. Uyulması beklenen bir üslubu vardır. (Zorlama anlamı vardır)
6. Sosyal hayatın düzenlenmesinde emredici anlatım kullanılır.
7. Trafik kuralları, bazı eşyaların kullanma kılavuzları, ilaçların kullanma kılavuzları emredici anlatıma örnek verilebilir.

Şeyh Edebali’nin Damadı ve Osmanlı Devletinin Kurucusu Osman Gazi’ye Vasiyeti

“Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğunda mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…”

 

Söyleşmeye Bağlı Anlatım

Bir konu üzerinde en az iki kişinin karşılıklı olarak konuşturulmasına denir. Bu anlatım, genellikle tiyatro eserleri ile roman, hikâye, röportaj, sohbet, açık oturum, mülakat gibi edebî türlerde uygulanır.

Yazar, sanki karşısındakiyle konuşuyormuş gibi olayları anlatmaktadır. Bazı yazı türlerinde, yazar röportaj yaptığı kişilerle olan konuşmalarını aynen yansıtmaktadır. En az iki kişinin diyalogunu içeren bu anlatım türüne, “söyleşmeye bağlı anlatım” denir.

Söyleşmeye Bağlı Anlatımla Oluşturulmuş Metinlerin Özellikleri

1. Jest ve mimikler anlatımın gücünü arttırır.
2. Sohbet, mülakat ve diyalog, monolog metinleri söyleşmeye bağlıdır.
3. Karşılıklı konuşmalar, bağlama ve konuşulan kişiye göre değişebilir.
4. Görme ve işitmeyle kurulan iletişim önemlidir.



5. Vurgu ve tonlama önemlidir.
6. Hikâye, Roman, Tiyatro, Röportaj, Monolog söyleşmeye bağlı anlatımın kullanıldığı metin türleridir.
7. Roman, hikâye ve tiyatrolardaki karşılıklı konuşmalara diyalog, iç konuşmalara ise monolog denir.
8. Tekrarlar söyleşmeye bağlı anlatımlarda ifadeyi kuvvetlendirir.
9. Söyleşmeye bağlı metinlerde anlatımın süresi sınırlandırılmalıdır

Örnek Metin:

GELDİĞİ GİBİ

Şu kış günleri yok mu sevemiyorum bir türlü… Her yıl boyunca: İnsanların çalışırken en çok düşündükleri, en çok eğlendikleri mevsim kıştır. Uzun gecelerde ocak başına büzülüp ne yapacağını şaşıran kişioğlu aklını işletmiş; hakikatleri, sırları araştırmış; masallar uydurmuş; insanlar, yasalar koymuş Medeniyeti kışın getirdiği ihtiyaçlar yaratmış değil mi?” derim ama olmuyor işte, boşuna. Ta gençliğimde Remy de Gourmont (Römi dö Gurmon)’un bilmem hangi kitabında okuduklarımdan kalma bu yankı kandıramıyor beni Doğru sözler, doğru ya, beni avutmaya, güz sonu içimi sarmaya başlayan o korkuyu andırır perişanlığı gidermeye yetmiyor.

Soğuktan yakınacak değilim. Ne yalan söyleyeyim, öyle çok üşümedim ömrümde, serinlikler basınca sırtımı pekiştirmenin, oturduğum yeri ısıtmanın bir çaresini bulurum. Üşümenin, şöyle biraz üşümenin de bir tadı vardır doğrusu. Kar altında beş-on dakika, yarım saat yürüdükten sonra sıcak bir odaya girip parmaklarını hohlamanın zevkine doyulur mu? Gözlerinizin içi parlar. “Vuuuu! Üşüdüm!” diyerek mangala sobaya yaklaşırken gülümsememek, gülmemek elinizde midir? Keyifle hatırlarsınız üşüdüğünüzü…

Kışı, gündüzleri kısacık olduğu için sevmem. Sabahleyin bir türlü doğmak bilmeyen güneş çekip gider. Hele şimdi! Saat dördü biraz geçti mi, ortalık kararıveriyor Ne anladım ben ondan? Penceremden bakıyorum, tertemiz bir hava, berrak… Bir çekicilik vardır. Ankara’nınki İstanbul’unki gibi öyle baygın değildir; yarı sevdalı, yarı hüzünlü hülyalar kurmaya sürüklemez, insanı çıkıp gezmeye çağırır Ama nereye gideceksin? Sen daha biraz yürümeden sular kararacak, çevreni seçemez olacaksın Lambaların ışığı ne kadar parlak olursa olsun, gezmelere elverişli değildir.

Yaşlandın sen artık, kocadın, yarım saat dolaşsan yoruluveriyorsun, dizlerin tutmuyor, bir de gezme sözü mü edeceksin?” diyeceksiniz. Haklısınız. Evet, yürüyemiyorum artık, çabucak bir kesiklik geliyor. Ama yaşlandım diye benim gezme, uzun uzun gezme hülyaları kurmamı da yasak edecek değilsiniz ya! Bırakın, unutuvereyım yaşlandığımı, unutayım da yaz gelince, o uzun günlerde dilediğimce gezebileceğimi umayım…

Hem ben ışığı, ışıklı günleri yalnız gezmek, yürümek için sevmem ki! Bir yerde oturup çevrenize, ta uzaklara bakmanın da tadı yok mu? Gözlerinizin görebildiği bütün yerler sizindir, şu tepelerdeki ağaçlar, bir sıraya dizilmiş şu renk renk evler, şu uzaklaşan insan, şu yaklaştıkça yüzü beliren gölge, hepsi hepsi sizindir; sizindir de değil, sizsiniz onlar… Onlara baktıkça, onları gördükçe benliğimizin genişlediğini, zenginleştiğini duyarsanız. Yalnız değilsiniz, çevrenizde, gözünüzün görebildiği kadar uzaklarda hayat var, hepsini sevebilir, hepsini düşünebilirsiniz. Kışın ise öyle mi? Daralıverir, küçülüverir çevreniz.

O kısacık günler, bu yeryüzünün varlıklarıyla beslenmenize yetmez, uzun gecelerde ise kendi kendinizle baş başa kalır, gündüz toplayabildiğiniz azıcık şeyi de çabucak tüketirsiniz. Ah, kış geceleri, bitmek bilmeyen, insanı kendi kendine, hep kendi kendini düşündürmeye sürükleyen kış geceleri! Size hep kendi kendinizi düşündürdüğü için de benliğinizi gözünüzde büyütür, büyütür. İçinizde tükenmez hazineler bulunduğunu sandırır… Evet, medeniyeti belki kışın getirdiği ihtiyaçlar yaratmıştır, kış geceleri belki hakikatleri araştırmaya, sırları çözümlemeye, masallar uydurmaya, araştırmaya, yasalar kurmaya elverişlidir ama bizi kendi kendimizle uğraşmaya, benliğimizi beğenmeye sürükleyen de odur.

Neye yazdım bu satırları? Hiç… Işığa hasretimi, ışıklı yaz günlerine hasretimi söylemek istedim, işte o kadar. Böyle geldi, böyle yazdım.


Ad Soyad :
E-posta :
Mesaj :