Navigation



Edebi Sanatlar – Söz Sanatlar nedir

 

Edebiyatta kullanılan söz sanatları (edebi sanatlar), özellikle şiirde anlam inceliği sağlama ve derin bir anlatım ortaya koyma açısından büyük önem taşımaktadır. Şiirde estetik ve anlam derinliği, kullanılan söz sanatlarının gücüyle çoğu zaman paraleldir. Çünkü insanlar okudukları zaman hemen anladıkları şiirlerden çok, iki üç kere okuyarak veya üzerinde çok düşünerek anlayabildikleri şiirleri tercih etmektedirler.

Edebî sanatlar, Divan Edebiyatı’nda çok daha ayrıntılarıyla kullanılmıştır. Bunun yanında Halk Edebiyatı’nda ve günümüz edebiyatında da söz sanatları sıkça kullanılmaktadır



Akrostiş Sanatı – Şiir Örnekleri

Her mısraın ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okununca bir ismin çıkacağı şekilde yazılmış şiire “akrostiş” denir. Yazması oldukça zor bir şiir türüdür ve şiirlerde çok sık karşılaşamayacağımız bir edebi sanattır. Çünkü her dizenin başındaki harfin / dolayısıyla kelimenin sınırlı oluşu, şiir yazmayı zorlaştırmaktadır.

Akrostiş, bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru sıralandığında anlamlı bir sözcük meydana getirmesidir. Divan edebiyatında akrostişe muvaşşah ya da istihrac denir. Eski Yunan ve Latin edebiyatında akrostiş “üç dize” anlamına gelir.

Akrostiş şiir yazmanın en pratik yolu, önce şiirin konusuna uygun kavram haritası çıkarmaktır. Örneğin konusu aşk olan bir akrostiş şiiri yazmadan önce, hangi çerçevede bu konuyu işleyeceğinize bağlı olarak değişecek olan belli kavramları listelemeniz gerekecektir. Daha sonra bu kavramların alt kavramlarını belirlemek gelir. Son adım ise, bu kavramlar arasından, mantıklı bir birliktelik yaratmaktır. Yani birbirini takip ettiğinde anlamlı bir bütün ortaya çıkaracak kavramlar, dizelerin başına akrostiş kuralına göre getirilmelidir.

 

ÖRNEK:

Darbenin en vurgununu
İ çimde öldüremediğim yokluğun
Y uvarlandı boşluktan
A ma hiç geçit vermezdi ki saçların
R engarenk dünyamdan

 

 

Kinaye Sanatı

Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanmaktır. Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanma sanatıdır. Bir sözün, benzetme amacı güdülmeden, hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanılmasına kinaye denir.

Kinayede asıl kastedilen, mecaz anlamdır. Kinayeden;karşıdakini incitmeden iğnelemede,hafif ve zarif biçimde alaya almada yararlanılır. Deyim ve atasözlerimizde kinayeye çok rastlanır.


Ey benim sarı tanburam,
Sen ne için inilersin,
İçim oyuk derdim büyük,
Ben onun’çün inilerim.

Ben toprak oldum yoluna,
Sen aşırı gözetirsin,
Şu karşıma göğüs geren,
Taş bağırlı dağlar mısın?

Yunus Emre



Yukarıdaki dörtlüklerde altı çizili sözcükler hem gerçek hem de mecaz anlamlarını düşündürecek şekilde kullanılmıştır.

Uyarı: Kinayede daha çok mecaz anlam kastedilir.

– Mum dibine ışık vermez.
– Hamama giren terler.
– Taşıma su ile değirmen dönmez.
– Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
– Ateş düştüğü yeri yakar.
– Yaptığı hatayı anlayınca yüzü kızardı.
-Arkadaşın dayısı güçlüdür, halleder.
-Bırak onu, burnu büyük adamdan hayır gelmez.
-Çocukların velvelesi, herkesi ayağa kaldırdı.
-Çok zahmet çektik, sonunda ayağımız düze bastı.
-Ne yapsın, ayağı kaydı bir kere.
-Böyle yürürseniz mahalleye yatsıya varırsınız.
-Bu taşı bize dostumuz atıyorsa durup düşünmemiz gerekir.
-Eh, bu hızla gidersek, okula belki yarın sabah varırız.


İntak – Konuşturma Sanatı

 

İnsan dışındaki varlıkları konuşturmaktır. Her intak sanatında teşhis sanatı vardır; ancak her teşhiste intak sanatı yoktur. İntak sanatının bulunduğu her yerde teşhis sanatı da vardır. İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkları konuşturma sanatıdır. Konuşturma, kişileştirmeden sonra gelir.Varlık önce kişileştirilir, gerekirse konuşturulur.

Masallar ve fabller, teşhis ve intak sanatına en çok rastlanan türlerdir.

Örnek: Kurnaz tilki sesini yumuşatarak, ona
Dedi ki: ”Kardeşciğim artık dostuz;
Müjde getirdim sana in de öpüşelim;
Barış oldu hayvanlar arasında.”

Yukarıdaki örnekte kurnaz tilkinin konuşması, “intak” (konuşturma) sanatı örneğidir.

– Deniz ve Mehtap sordular seni: Neredesin?
– Maymun şunu anlatmak istemişti fikrince: / Boşa gitmez kötüye bir ceza verilince.
– Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna: / İçimde kanayan yara gibisin.

– Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim, / Minicik gövdeme yüklü Kaf dağı.
– Adam elini uzattı,tam onu koparacağı sırada menekşe: Bana dokunma!diye bağırdı.

 

Başka örnekler:

Ben bir ayrık otuyum,
Ne buğday amcam, ne pirinç dayım.
Mısırla akraba bile değilim.
Bir yeşermeye göreyim:
Kızmasınlar halim duman,
Canıma kastederler yapabilseler,
Ama nafile kurumam.

Benim adım dertli dolap,
Suyum akar yalap yalap,
Böyle emreylemiş Çalap (Tanrı),
Derdim vardır inilerim.

Adam elini uzattı; tam onu koparacağı sırada,mor menekşe:
“Bana dokunma!” diye bağırdı.

Küçük bir çeşmeyim yurdumun,
Unutulmuş bir dağında,
Hiç kesilmeyecek suyum,
Yıldızların aydınlığında…

Boyuna akar dururum.”
Verilen parçada “çeşme” insan gibi konuşturuluyor.

Akıl ersin,ermesin sevdama,
Senden yanayım, dedi yeşeren dal senden yana.

Not: Konuşturulan varlıklar kişileştirildikleri için kullanılan her intak sanatıyla birlikte teşhis sanatı da yapılır; ancak yapılan her teşhiste intak sanatı yoktur.

– Ey benim sarı tamburam!
Sen ne için inilersin?
İçim oyuk,derdim büyük
Ben onun çün inilerim

“Yıldızlar sönsün!” diyerek bağırdı karanlıktan sümbül.

Yukarıda görülen tüm örneklerde, cansız varlıklar veya hayvanların konuşturulduğu görülmektedir. Bu örneklerin tümünde “intak” (konuşturma) sanatı bulunmaktadır.

Tezat – Karşıtlık Sanatı

Aralarında ilgiden dolayı, birbirine zıt kavramları bir arada kullanmaktır. Birbirine karşıt düşüncelerin, kavramların, duyguların bir arada kullanılmasıdır. İki karşıt düşüncenin bir arada söylenmesidir. Ancak “Gece uyurum, gündüz çalışırım.” demekle tezat sanatı olmaz. Gece ile gündüz zıt iki kavramdır, düşünce değildir. Oysa tezat, kavramların zıtlığında değil, düşüncenin zıtlığındadır.

Örnekler:

– Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.

– Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

– İçimde kar donar, buzlar tutuşur,
Yağan ateş midir, kar mıdır bilmem.

– Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin.

– Yükseğinde büyük namlı karın var,
Alçağında mor sümbüllü bağın var.

– Gülmek ol, goncaya münasiptir,
Ağlamak bu, dil-i hazine gerek.

– Karlar etrafı bembeyaz bir karanlığa gömdü.

– Ne siyah eylemiş bu nasiyeyi
Saçımı bembeyaz eden bahtım.
Abdülhak Hamit

– Ne efsun-kâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten
Namık Kemal

(Ey özgürlük ne kadar büyüleyiciymişsin, tutsaklıktan kurtulduk ama bu kez de senin tutsağın olduk).



ÖRN: Meyhâne mukassi görünür taşradan ammâ,
Bir başka ferah başka letâfet var içinde.

Nedim’in bu beytinde meyhanenin hem sıkıntılı hem de ferah ve latif olduğu söyleniyor. Akla ve mantığa uygun bir şekilde, bir varlığın birbirine zıt özellikleri bir arada söylenmiş oluyor.

Karışık örnekler:

– Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.

– Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü,
Kar değil gökyüzünde yağan beyaz ölümdü.

– Ben de gördüm güneşin doğarken battığını,
Esrarlı bir bakışın gönlü kapattığını.

– İbadet eylerim,namaz kılmam,
Temizlik severim,lekemi silmem,
Ömrümde zararsız günümü bilmem,
Her senede yüz milyonluk kârım var.

– Görmediğim şeyi asla sezemem, /Korku bilmem hiç yalnız gezemem,
İcap etse kendi adımı yazamam, / Kâtiplikte gayet iştihârım var.
Bilinmeyen sözcükler: İŞTİHÂR : meşhur olmak,ün salmak

– Gülen çehremi görüp, / Sanmayın beni bahtiyârdır,
Her kahkahanın içinde, / Bir damla gözyaşı vardır.

– Bir kız vardı yok gibi öyle güzel!

– Lâkin ben hiç bu kadar mahzun olmadım
Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
Halbuki hepimiz hayattayız.

– Nedir benim bu çilem,
Hesap bilmem,
Muhasebe memuruyum.

– Ne efsûnkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet,
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten.

– Rüzgâr eser dallarımız atışır,
Yas ile sevincim yıkışır dağlar.

– Kara gözlerinin beyaz feneri olayım.
– Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
– Ben de gördüm güneşin doğarken battığını.

Seci – İç Kafiye Sanatı

Cümlelerin ya da bir cümle içinde birden çok sözcüğün sonlarındaki ses benzerliğine seci denir. Seci, nesirde kullanılan uyak olarak da tanımlanabilir. Özellikle Divan nesrinde secili anlatım bir amaç sayılmıştır. Düz yazıda cümle içinde yapılan uyağa denir.

– İlahi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert senden İlahi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin,kaim eyle.
– Ten cübbesi çak gerek, gönül evi pak gerek.
– Ey gönlümün nuru, gönüllerin süruru!
– De gül idim ben sana mail sen ettin aklımı zail.

Karışık Örnekler:




– Ey gözlerin nuru, gönüllerin sürûru; başımızın tâcı,dil ehlinin mîrâcı.

– İlâhi her neyi gülzâr ettinse anı ittim,ilâhi elime her ne sundunsa anı tuttum; ilâhi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter, ilâhi vücudum bahçesine ne diktinse o biter.

– İlâhi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert senden. İlâhi, iman verdin, daim eyle; ihsan verdin, kaim eyle.

– Dost yolunda nistlik gerek, yâr önünde pestlik gerek; ten cübbesi çâk gerek, gönül evi pâk gerek.


Lebdeğmez – Dudak Değmez Sanatı

Genellikle halk edebiyatında, aşıklık geleneği içinde kullanılan bir edebî sanattır. İçinde ‘b,p,f,m,v‘ gibi dudak ünsüzleri bulunmayan sözcüklerle yazılan şiire “lebdeğmez” denir.

Farsçada “leb“, “dudak” demektir. Bu sanata “lebdeğmez” denilmesinin nedeni, içinde dudak ünsüzleri olan “b, p, f, m, v” ünsüzleri bulunmayan şiirlerin yazılmasıdır. Halk şairleri, yani ozanlar bu şiirleri doğaçlama olarak / daha önceden hazırlıkları bulunmadan söyleme yarışması yaparlar. Yaparken iki dudağının arasına iğne koyarlar. Dudak ünsüzlerinden birini söyledikleri zaman, bu iğne dudağına batacaktır.

ÖRN: Her şey ne sıcaktı, her şey ne iyi
Hatta o karanlık, aysız geceler
Ahmet Kutsi Tecer



“Çekil izzetle, uzlet kûşesinde,
Aziz ol, derd-i şöhretden cüdâ ol.”
Ahmed Remzi Akyürek

Yukarıdaki beyitte, sesli harflerden sonra dudakların birbirine dağmesiyle çıkabilecek olan b, f, p, m, v harleri kullanılmayarak lebdeğmez sanatı yapılmıştır

İstifham – Soru Sorma Sanatı

Anlatımı daha etkili hale getirmek için cevap alma amacı gütmeden soru sormaktır.Yanıt alma amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için, anlatılmak istenenlerin soru biçiminde anlatılmasıdır. Sözü, cevap beklemeksizin anlamı güçlendirmek için soru soruyormuş gibi kullanma sanatıdır.

ÖRN: Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

– Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

– Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

– Şu karşıma göğüs geren
Taş bağırlı dağlar mısın?

– Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

– Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?



ÖRN: “Hani o, bırakıp giderken seni / Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda busemi / Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
Gelse de en acı sözler dilime / Uçacak sanırım birkaç kelime
Bir alev halinde düştün elime / Hani ey gözyaşım, akmayacaktın?”

Açıklama: Şair, birinci dörtlüğün ikinci ve dördüncü, ikinci dörtlüğün son dize sinde soru sorma yoluna gitmiştir. Yani istifham sanatı yapılmıştır. Ancak bu sorular cevap gerektirmemektedir.

Karışık Örnekler:

– Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ.

– Bana kara diyen dilber / Gözlerin kara değil mi?

– Olur mu dünyaya indirsem kepenk,
Gözyaşı döksem Nuh Tufanı’na denk ?

– Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan muradım şem’i yanmaz mı?

Fuzuli

Kim söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksek kaldırım’da güpegündüz?
Melahat’i almışım da sonra
Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?

Orhan Veli


 


Ad Soyad :
E-posta :
Mesaj :